Mazda 3: Gayet büyük bir numara

Başarı çekiciliği de başarının
devamı beklentilerini de artırır.
İki yıl önce test parkımıza
katıldığında Mazda
3’ten beklediklerimiz de gayet yüksekti.
Çünkü iki ağabeyi 5 ve 6, önceden
katıldıkları 100 bin km testlerini
hiç sorun çıkarmayan örnek bir
otomobil olarak tamamlamıştı. İşte
bu yüzden Mazda 3 için heyecanlıydık:
Aynı başarıyı tekrarlayabilecek
özelliklere sahip mi?

24 ay sonra, yani testin bitiminde
bu sorunun cevabı açık bir şekilde
ortaya çıktı: Evet. Mazda 3’ün tek
göze çarpan özelliği, otoparkımızdaki
çok sayıdaki otomobil arasında
hemen fark edilmesini sağlayan
Arktosblue adlı metalik mavi rengiydi.

Servis Mazda 3’ü sadece
bakımlarda gördü

Gerçekten de diğer her şey normaldi.
Örneğin ön akstaki fren
balatalarının 62 bin 89. kilometre
değiştirilmesi test defterine “normal
aşınma” olarak girdi. Balataların
bu kadar uzun süre dayanmış
olması şaşırtıcıydı, çünkü sportif
sertlikteki süspansiyonu ve direkt
direksiyonu nedeniyle Mazda 3,
çoğunlukla sportif tarzda kullanılan
bir otomobil oldu. Bir meslektaşımız
bu konuda deftere şu notu
yazmıştı: “Harika bir seriliği var.”
Aslına bakılırsa defter buna benzer
notlarla doluydu. Tamirat ve arıza
listesi sevindirici derecede kısaydı.
Bu nedenle servis, aracımızı sadece
periyodik bakımlarda gördü.

Testin son çeyreğinde radyonun
ekranı ikinci kez aynı sorunu çıkararak
karmaşık harfler göstermeye
başladı. Lastik supapları ve basınç
sensörleri 82 bin 987. kilometre
yenilendi. Ancak bu değişimlerin
nedeni bir Mazda önleminden başka
bir şey değildi. Final yolunda, yani
parçalara ayrılmak için yaptığı son
yolculukta havayastığı uyarı ışığı
yanmaya başladı. Yapılan incelemenin
ardından bunun yanlış alarm
olduğu ortaya çıktı.

~Sonuç olarak ortaya çıkan sorunların
tümü küçüktü. Yani araç
yolda kalmadı, hiçbir şey gerçekten
arızalanmadı ve pahalı sürprizlerle
karşılaşmadık. Ancak Mazda 3’ün,
herkesin hoşuna gitmeyen birkaç
ilginçliği de vardı. Devirlenmeyi
seven ama çekiş gücü eksikliği hissettiren
benzinli motor bunlardan
biriydi. Birkaç arkadaşımız test
defterine “105 HP nerede?” diye yazarak şikayetlerini bildirmişlerdi.
Neticede güç, tam bir viraj canavarı
olan süspansiyona kesinlikle “yetersiz”
geliyordu.

Diğer bir şikayet konusu ise seri
kullanımlarda yakıt tüketimini çift
haneli rakamlara çıkaran kısa vites
oranlarıydı. Test ortalaması olarak
ölçtüğümüz 9.6 lt’lik tüketim bile
kompakt sınıfta bir otomobil için
gayet yüksek bir rakamdı. Bir arkadaşımız
bu sorunu “6. vitesi eksik”
notuyla dile getirmişti. Süspansiyonun
kaba konforu da fazla beğeni
toplamadı: Japon Golf’ü özellikle
kısa zemin darbelerini çok az filtre
edebiliyor ve iç mekana neredeyse
aynen yansıtıyordu.

Hassas ve direkt direksiyon da
herkesin hoşuna gitmeyen detaylar
arasındaydı. Sakin karakterli sürücüler
için bu ayarlar ve otomobilin
direksiyon komutlarına verdiği tepkiler
biraz fazla “sivri” kalıyordu.
Sportifliği sevenler ise bu direksiyon
sayesinde bir sonraki virajı büyük
bir açlıkla beklediklerini dile getirdiler.

Kısa vites yollarına sahip şanzıman
ise çoğunluğun hoşuna gitti.
Örneğin bir meslektaşımız test
defterinde “joystik gibi” yorumunu
yapmış ve eklemişti: “vites değiştirirken
daha fazla keyif aldığım başka
bir otomobil olmadı.” Bu yorumların
gerçek bir otomatik şanzıman
fanatiğinden geldiği düşülürse, vites
kolunun ne kadar başarılı olduğu
daha iyi anlaşılabilir.

~İç mekan uzun ömürlü,
donanımlar mantıklı

Kısıtlı menzil (pek doğru çalışmayan
yakıt göstergesi 400 km civarına
yakıt ikmali yapılmasını söylüyordu)
ve inceymiş gibi hissettiren vasat
izolasyonlu karoser de şikayet konusu
edildi. İzolasyonla ilgili şikayetleri
Mazda, sonradan yaptığı
makyaj sırasında giderdi. Makyajla
birlikte Japon firma, kokpitteki malzeme
kalitesini de iyileştirdi.

Sert plastik yüzeylerin fazlalığı
estetik meraklısı meslektaşlarımızı
rahatsız etti. Ancak iç mekan,
dayanıklılık konusunda kesinlikle
başarılıydı. Çünkü Mazda 3, test
sırasında pek de dikkatli veya özenilerek
kullanılan bir otomobil olmadı.
Ayrıca ağır işlerde de sık sık
yanımızdaydı.

İri yapılılara bile sorun çıkarmayan
rahat sürüş pozisyonu ve mantıklı
donanım listesi ise herkesin
ortak övgüsüydü. Örneğin ısıtmalı ön cam hakkında bolca olumlu
yorum yapıldı: “Buğu çözme
özelliği çok hızlı.

Isıtmalı cam karlı günlerde
camdan buz kazımaya da gerek
bırakmıyor. Bu donanım neden
tüm otomobillerde yok?”

İç mekan genişliği boyutlarına
göre kısıtlı kalıyor

Japon mühendislerin 4.46 m’lik
uzunluğu iç mekan genişliğine
dönüştürmekteki yetenekleri ise,
önceki testlerdeki gibi 100 bin km
testinde de eleştiri konusu oldu:

VW Golf neredeyse 20 cm daha
kısa ama arka sıradaki iç mekan
genişliği çok daha iyi.” Test konuğumuzun
görüş özellikleri de
vasatı geçemiyordu: “Park sensörleri
olmadan geri geri park
ettiğinizde çaresiz kalıyorsunuz!”
Test defterindeki bazı notlar
ise navigasyon sistemiyle ilgiliydi:
Ekranın küçüklüğü ve hedef bilgilerinin
sadece direksiyondaki
düğmelerle girilebilmesi sıkça
eleştirildi.

~Navigasyona girilen son adres
ise Leverkusen’deki bir noktaydı.
Daha sonra mavi renkli yol arkadaşımız
sökülmek üzere son
yolculuğuna çıktı.

Burada en küçük parçasına kadar
söküp incelediğimiz otomobili
Mazda ekibi, 20 saat gibi rekor
bir sürede yeniden birleştirerek
otomobili ikinci yaşamına hazırladı.
Mazda 3 ile vedalaşırken
hepimiz, eski yol arkadaşımızın
bir 100 bin kilometreyi daha
herhangi bir sorun yaşa(t)madan
katedebileceğini düşünüyorduk.

Teknolojiler sağlam ama pasa da rastladık

Karoserin kenar kısımları, arka aksın
enlemesine taşıyıcıları ve aracın alt kısımlarındaki
diğer pas izlerini görmek için
endoskopa gerek yoktu. Çünkü bu izler
küçük bir el feneri ile bile görülebiliyordu.
Ayrıca bazı vida ve cıvataların çevresinde,
bagaj kapğındaki bir su tahliye deliğinde
ve kapı menteşelerinde de bu kırmızı
izlere rastlandı. Mazda’ya göre bunlar
sadece birer kozmetik sorun. Bu açıklama
pasın zararsız olduğunu düşündürebilir
ama biz yine de uyaralım: Dikkat! Çünkü
1990’ların ortasına kadar Opel de benzer
açıklamalar yapıyordu ama bunlar sonraları
büyük sorun haline geldi ve yeni bir
izolasyon tekniğiyle çözülebildi. Paslanma
gözardı edilirse Mazda, genel olarak çok
iyi bir durumdaydı. Tamam, silindir ve pistonlarda
çalışmaya bağlı aşınmalar vardı
ama bunlar sorun olmaktan çok uzaktı.

Sonuç

Mazda 3: Baştan aşağı sorunsuz bir otomobil

Kardeşleri 5 ve 6’nın daha önceki
uzun dönem testlerinde
gösterdiği başarıyı Mazda 3 de
aynen tekrarladı. Hem de gayet
etkileyici bir şekilde: Baştan sona
sorunsuz bir otomobil arayanlar
için gayet iyi bir seçim. Japonların
efsanevi güvenilirliği Mazda’da
hala devam ediyor. Diğer taraftan
Mazda’nın rehavete düşmemesi
gerekiyor, çünkü 2 yaşındaki bir
otomobilde pas izleri görmek pek
de iyi bir gelişme değil. Pas koruma
konusunda Japon markanın
iyileştirme yapması gerekiyor.
Neticede teknolojilerin dayanıklılığıyla
uzun dönem kalitesi
tamamen farklı konular. Ayrıca
otomobillerin ömürleri de 100 bin
km ile sınırlı değil.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.