Fark yaratan felsefe

Fransız markası Citroen, 20. yüzyılın
başından beri ürettiği bütün otomobillerde,
teknoloji konusundaki
yaratıcılığını konuşturmuş, ayrıca
bu yaratıcılığı son kullanıcıya ulaşan
ürünlere yansıtmasını da bilmiş. Citroen, bu
yaratıcılığı endüstriyel alana taşımasını başarmış
olan önemli bir mühendislik şirketi. Bu
teknolojik yaratıcılığının DNA’sı ise markanın
kurucusu ve başmühendisi André Citroen’e
kadar uzanıyor. Andre Citroen, 1919 yılında
Citroen’i kurduğunda, kendi geliştirdiği “Double
Chevron” isimli içiçe geçmiş, iki adet üçgen
çark sistemini de markanın logosu olarak
kullanmaya başladı. Böylece Fransız otomobil
markasının
mühendisliğe,
yaratıcılığa ve
teknolojiye
olan bağlılığı
da markalanmış
oldu.

Citroen 20.
yüzyıl boyunca,
Avrupa’nın
ilk önden çekişli
otomobili
Traction Avant modelini, ilk hidropnömatik
süspansiyonlu otomobil serisini, ilk enjeksiyonlu
motorlu otomobilini geliştirerek “Yaratıcı
Teknoloji” söyleminin altının boş olmadığı
ispatladı. Petrol krizi sırasında
ekonomik olarak zor duruma
düşen Citroen, 1975 yılında
Peugeot’nun kontrolüne geçti
ve PSA grubu kuruldu. Bu
dönemde ortak platform, ortak
parça ve ortak kaynak
kullanımı gibi ekonomik
kaygılarla markanın
DNA’sından bir miktar
uzaklaştı. Ama
yeni milenyumla
birlikte üretilmeye
başlayan
modellerle,
Citroen’ de,
yaratıcılıkta
“yeni dalga” akımı başladı, Citroen yeniden
kalıplardan sıyrılmayı başarmıştı. Bu akımın
en göze çarpıcı modeli 2004’te piyasaya sürülen
C4 modeli oldu. 2010’da tekrar yenilenen C4,
bu kez radikal çizgilerden sıyrılarak, klasik
kompakt HB hatlarına büründü.
Yaratıcı Fransız
markası bir
yandan da, köklerine
dönmeye,
DNA’sıyla tekrar
buluşmaya karar
verdi. Markanın
tarihinde önemli
yeri olan ve 1955
yılından itibaren,
devlet büyükleri
için üretilen DS
Serisi’ni, bir diğer kriz döneminde, 2008 yılında,
yeniden canlandırmaya karar verdi. Bunun
doğru bir strateji olduğu zaman içerisinde
genişleyen ve başarılı olan DS Serisi sayesinde
görüldü. Ekonomik bunalım dönemlerinde
bile, daha farklı ve karakteri olan bir otomobile
daha fazla para vermeye istekli bir müşteri
kitlesi bulunabiliyordu.

~Tanrıça yollara çıkıyor

DS kısaltmasının Fransızcadaki anlamı
“Tanrıça”dır. Citroen de DS serisiyle,
klasik ürün yelpazesinin yanına, yeni bir
ürün yelpazesi daha ekliyor ve bu seriyi, standart
modellerin daha üzerinde konumluyor,
hem konfor ve prestij, hem de fiyatlandırma
olarak. Öte yandan bu pazarlama stratejisi sadece
değiştirilen isim ve artırılan fiyattan ibaret
değil. DS Serisi modelleri standart modellere
göre çok daha elit bir tasarıma, daha kaliteli
malzemelere, kaliteli bir işçiliğe ve özenle seçilen
mekanik aksamlara (motor ve şanzıman
kombinasyonu) sahip.

2008 yılında start verilen DS Serisi’nin ilk
modeli, küçük sınıfta 2010 yılında pazara
sunulan DS3 oldu. Küçük GTi meraklısı genç
kullanıcılar tarafından çok beğenilen DS3,
sadece 3 kapılı olarak ve güçlü motor seçenekleriyle
üretiliyor. DS3’ün başarısı üzerine, 204 HP güçlü motorlu DS3 Racing de kısa sürede
ürün gamına eklendi. Geçtiğimiz yıl düzenlenen
Paris Fuarı’nda ise DS3’ün farklı bir cabrio
versiyonu daha sergilendi. Kronolojik sırayı
takip eden DS Serisi DS3’ün ardından, DS4 ve
DS5 (HYbrid4 versiyonu da var) ile devam etti.
Bu seri gelecekte de üst segmentte Çin pazarı
için üretilecek olan DS6 (ya da DS9) modeliyle
devam edecek.

DS Serisi genişleyecek

DS3’ün 3 kapılı gövdesine karşılık, DS4’te
beş kapılı ama coupe görünümlü bir
gövde seçeneğine yer verildi. DS5 ise bir
SUV gibi yerden yüksek yapıya ve HYbrid4 çekiş
sistemi ayrıcalığına sahip oldu. İsmi henüz
net olarak açıklanmayan
DS6 veya DS9 ise
henüz tam bir netlik
kazanmadı ama Çin
pazarı için büyük bir
DS üretileceği kesin.
Bu model Avrupa pazarına
verilecek olursa,
güncel C6’nın yerini alması bekleniyor.
İleriki yıllarda DS Serisi’nin, mevcut modellerin
cabrio ve SUV versiyonlarıyla genişlemesi
bekleniyor. Tüm bu model çeşitliliğinden
yola çıkılarak, Citroen’in 2008 yılında
duyurduğu DS Serisi’nin,
kısa süre içinde ikinci bir model
serisi olarak Citroen ürün gamı
içerisinde kabul gördüğünü belirtmek
gerekiyor.

~Gelelim asıl konumuz olan
DS4’e. İkinci nesil C4 modeli
tanıtıldığında, 2004 yılında
piyasaya çıkan ilk C4’deki
yenilikçi elemanların birçoğuna,
bu
yeni modelde
yer verilmediği, tasarımın
ise bu sınıftaki
diğer HB
modellerden
çok da farklı olmadığı
yolunda eleştiriler
almıştı. Fransız marka
bu eleştirilerin bir
çoğunu
DS4 mode liyle karşılamış olsa gerek.

Farlılık arayanlara göre

Haylaz bakışları ile dikkat çeken DS4,
aynı zamanda kaslı detaylara da sahip.
Arka tarafa doğru gergin hatlarla
geçilen tasarım, üç kapılı hatta Coupe formu
gibi algılanmasını sağlayan bir profil yapısına
sahip. Yaşam alanına geçtiğimizde çeşitli
farklılıklarla karşılaştık. Citroen DS4, yaşam
alanında zengin bir donanım listesi olduğunu
hemen gösteriyor. Bu özel araçtan da daha
azını beklememek lazımdı aslında. Yaşam
alanında sürücünün isteklerine göre renk değişikliklerinin
yapılabilmesi ve uyarı seslerinin
de değiştirilebiliyor olması çok önemli değil
ama markaya farklılık kazandırıyor.

Yaşam alanı ile ilgili en önemli şikayetimiz
ferahlık konusunda oldu. Beklediğimizden biraz
daha az olan ferahlık hissi yaşam alanında
sıkıntı yaratabilir. Arka tarafta yolculuk edenler
için de son derece kısıtlı bir alan sunuluyor.
Baş mesafesi yetersiz. Arka kapıdaki camların
açılamıyor olması, uzun yolculuklarda arka
bölümdeki klostrofobi duygusunu körükleyebilir.
DS4, Türkiye pazarında 1.6 lt VTi
120 HP, 1.6
lt THP 156 HP olmak
üzere iki benzinli ve 1.6 lt e-HDi
dizel motor
seçeneği ile satışa sunuldu.
Rakip kompaktlara ve kardeşi
C4’e göre biraz
yüksek bir fiyat seviyesiyle
pazara
çıkan araç, bu sayede
elit bir kimliği olduğunu
da açığa
vuruyor.

~Başarılı sürüş
karakteri DS4’ün
önemli kozları
arasında. Yönlendirme
kabiliyeti de beğeni topladı. Süspansiyon
sisteminin konforu ve viraj geçişlerinde sağladığı
güvenlik de iddialı. Açılmayan arka camlar
önemli bir sorun olurken, gösterge panelinde
ve bazı bilgi ekranlarında da yansımalar var.
Dizel motor ve MCP adı verilen otomatikleştirilmiş
manuel şanzımanla kombinasyonu iyi.
Stop&Start özelliği ile de beğenimizi kazandı.
Vites değişimleri yaşam alanında hissediliyor
ama çok fazla değil. Vites kolunun tasarımı
ise genel yapıyla uyumsuz. Son derece küçük
ve genel tasarımla uyumsuz. 100 km’de 6.0 lt
civarında tüketimlere ulaşan yakıt ekonomisi,
Stop&Start özelliği ilave edilerek geliştirilmiş.

Sonuç

Citroen DS4 kompakt sınıfta
farklı görünen, gerçekten de
segment ortalamalarına göre
farkları olan bir seçenek. Motor
yelpazesi geniş, ayrıca dizel
motorla otomatik şanzıman
kombinasyonunu da sunabilmesiyle,
pazarın beklentilerine
cevap verebiliyor. Sanki bir crossover gibi yerden
biraz da yüksekte duran yapısı şık bir görünüme
ve zengin bir donanım listesine ev sahipliği ediyor.
Yaşam alanı da başarılı ancak bazı özellikleri onun
olumlu karakterini törpülüyor. Yine de bu olumsuzlukları
göz ardı etmek çok da zor değil. Ama en
önemli problem fiyat konusunda olacak. Fiyat seviyesi
kompakt sınıfın üst sınırlarını zorlar nitelikte.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.