Tozların efendisi

Otoparkta bekleyen bir otomobilin üzerinde “Beni Yıka!” yazısını gördüğünüzde, bunun kendi haline terk edilmiş eski bir araç olma ihtimali yüksek. Öte yandan bunun, araçlarına bakım yapmayı pek sevmeyen bir kullanıcının otomobili ya da birkaç hafta için tatile çıkan bir kullanıcının, park yerinde bekleyen ikinci otomobili olma ihtimali var. Böyle bir durumda bu araçların, en kısa zamanda güzel bir banyodan geçme zamanı gelmiş demektir. Ancak otomobilin üzerinde biriken tozlarla, her biri sanat şahaseri tablolar yaratan Scott Wade ile tanışınca; artık otomobilinizi hiç yıkatmak istemeyeceksiniz. Otomobillerin arka camları üzerlerinde biriken tozlara birbirinden inanılmaz desenler çizen Scott Wade, 8-9 Temmuz tarihleri arasında İstanbul Cevahir Alışveriş Merkezi’nde  birbirinden harika “arka cam” çizimleri yaptı… İstanbul Cevahir AVM ziyaretçileri Scott Wade’le tanışma ve Peugeot 5008 model bir otomobilin üzerinde çalışmasını gerçekleştirirken izleme fırsatını buldular. Scott Wade, İstanbul’da bulunduğu tarihler arasında alış-veriş merkezi ziyaretçilerinin otomobillerine de  çizimler yaptı. Peki Scott Wade bu hobiye nasıl başlamıştı? Wade çocukluğundan beri kirli camlara figürler çizmekten hoşlanırdı. İçinde yaramaz bir çocuk barındıran her insan gibi, kirli bir otomobilin arkacamını gören Scott da parmaklarına hakim olamadı. Ama o, otomobillerin camlarına sadece “beni yıka” yazmakla yetinemiyordu. Bu sayede Scott, eğlenceli deneyini gerçek bir sanat eserine dönüştürmeye başladı. İster Mona Lisa olsun, ister Vermeer’in İnci Küpeli Kız’ı, Scott’un tozlu otomobil sanatı sınır tanımadı ve onu bir anda, herkesin “Kirli Otomobil Sanatçısı” olarak bildiği, dünya çapında bir sanat fenomeni haline getirdi.~ Yetenekli olduğu kadar yenilikçide bir sanatçı olan Scott, çok geçmeden şaşırtıcı derecede ayrıntılı ve gölgelendirilmiş çizimlere ulaşmak için başka doğal malzemeler ve tekniklerle deneyler de yapmaya başladı. Otomobil camları ve mağaza vitrinlerinden doğal malzemeli duvar resimlerine ve yaratıcı reklam işlerine doğru hızlı bir geçiş yaptı. Scott’ın bu sıradışı sanatta geldiği nokta, gerçekten de hayret verici! Bu zaten Wade’in yarattığı eserlerde de kolayca görülüyor. Kirli Otomobil Sanatı’nı nasıl keşfettiği sorulduğundaysa Wade şöyle cevaplıyor; “20 yıl kadarTeksas’ın merkezinde, uzun, toprak bir yolun üzerinde yaşadım.Otomobillerimiz hep kirli olduğundan, onların arka pencerelerindeki tozun üzerine sık sık birşeyler “karalardım”. Babam başarılı bir amatör karikatüristti, bu yeteneği ondan kapmış olmalıyım, çünkü çoğunlukla komik yüzler çizerdim. Gölgelendirmeyi başarabilmek için değişik yöntemlerle deneyler yapmaya başladım. Başlarda “gri” tonlar elde etmek için, parmak uçlarımı ve fırçamı nazikçe kullanırdım. Birgün bir dondurma çubuğunu dişlerken, çiğnenmiş ucunu fırça olarak kullanmayı denedim. Etkisi hoşuma gitti, ben de boya fırçalarını denemeye başladım, sonunda da bugün kullandığım teknikleri geliştirdim. Bugünlerde bu sanatı icra etmek için, lastikten bir “boya şekillendirici”, muhtelif fırçalar ve tabii ki parmaklarımı kullanıyorum. Eski ustaların tablolarını yeniden yaratmaya çalışmaya bayılıyorum, ama gerçekte hemen her şeyi denemeye istekliyim. Beni etkileyen, konudan ziyade malzemenin güzelliği. Eserleri çizim süresi tamamen görselin karmaşıklığına bağlı.~ Sadece birkaç dakikamı alan işler de yaptım, tamamlaması 4 saatten fazla sürenler de. Ortalama süreyse bir saat kadar”. Eserlerinin ömrü sorulduğundaysa Wade şöyle yanıtlıyor; “Aracın hareket halinde olmasından kaynaklanan rüzgar ve türbülans, ilginçtir ki çizimleri çok etkilemiyor. Ama sağanak yağmur için aynı şeyi söyleyemem! Bazen, tamamen hava durumuna bağlı olarak, aracı bir sonrakine hazırlamak için eski bir çizimi yıkamam gerekiyor. Bir “Kirli Otomobil Sanatı” eseri zamanla değiştiğinden, yağmurun çiselemesi, daha fazla tozun eklenmesi (hatta evde beslediğimiz kedilerimizin pençeleriyle aşağı kayması) görseli etkiliyor. Ben bu süreçten keyif alıyorum ve zaman zaman çok ilginç ve harika şeyler olabiliyor. Yağmur yağıp da eserlerimi yıkayıp götürdüğünde de açıkçası pek üzülmüyorum. Bazen bir pişmanlık kırıntısı hissettiğim olabiliyor, ama aslında bu harika bir şey, çünkü yeni bir çalışma yapabileceğim anlamına geliyor! Bu sanat formunun geçiciliği en sevdiğim özelliklerinden biri. Bir kere işleri çok ciddiye almamamı ve eğlenmemi sağlıyor. Ama en önemlisi, tüm hayatın geçici olduğunu, burada o kadar da uzun kalmayacağımızı ve hazır buradayken tüm güzelliklerin tadını çıkarmamızı hatırlatıyor.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.