Büyük, Britanya!

Tabi ki arada hafif bir yağmur yağdı.
Sanki tabiat otomobilleri de
kutsamak istemişti. Zaten başka
ne beklenebilirdi ki? 6 İngiliz’in buluşmasında
yağmurdan daha doğal
bir şey de olamazdı. Bunun haricinde
aynı yıla ait en zarifinden en çılgınına
kadar sıralanmış bu otomobiller, aynı
zamanda bir gerçeğe de imza atmış
oldular: Ada parlak bir geri dönüşü
kutluyor. Büyük Britanya büyük, çok
büyük bir geri dönüş kutluyor.

Aslında buna şaşırmamak lazım. Avrupalıların
Euro’su varsa, İngilizler’in
de Sterlin’i var. Almanlar Merkel ile
gündeme gelirken, onlar da William
ve Kate ile magazin sayfalarında geniş
yer alıyor. Geçen yıl hayaletlerine
tekrar kavuştular: Rolls-Royce Ghost,
etkileyici 5.40 m’lik boyu, 570 HP gücü
ve sessiz çalışan 12 silindiriyle (buraya
dikkat) küçük Rolls-Royce’ları var.
Küçük kelimesi aslında dev boyutlu
Phantom’la karşılaştırmak için kullanılıyor.

Marşpiye otomobil asilzadesi için
açılırken, demek ki insanın karşısına
böyle bir görüntü çıkıyor: patronlar
Almanya satış fiyatıyla 253.740 Euro’yu
gözden çıkartıp direksiyonun başına
geçebiliyor veya arka koltuğa kurulabiliyorlar.
Zengin veya asil bir kişi,
markadan tüm beklentilerine karşılık
bulabiliyor: Kaliteli ahşap, eldiven derisi
ve krom gibi ayrıntılara bolca yer
verilmiş ve sanat eseri seviyesindeki
el işçiliği… Tüm bu özellikler Rolls
Royce markasını tanımlıyor. İnce sinyal
kolu gibi çılgınlıkların yanı sıra,
Rolls-Royce için olmazsa olmaz olan
sessizlik de unutulmamış.

Havalı süspansiyon sistemi ile Ghost
orta büyüklükteki krater tipindeki çukurları
hiç yokmuşçasına düzleyip
geçip gidiyor. ~Çelik kasa kalınlığındaki
kapıları dış dünya ile olan tüm
bağlantınızı keserken, bulunduğu her
ortamda kıskanç bakışları da üzerine
çekiyor. Ghost nerede olursa olsun dikkat çekiyor. Küçümsenen bakışlardan
çok, ilgi çekiyor, kendisine saygı
duyuluyor.

V12 motor sadece sürücü 570 beygiri
göreve davet ettiği zaman sesini yükseltiyor.
İşte tam o zaman hayalet uçmaya
başlıyor. Sonuçta Rolls-Royce’un
içerisinde bir parça 7 Serisi de bulunuyor,
tek bir farkla, o da BMW ruhunun
neredeyse görünmüyor olması. Ortaya
çıkan sonuç ise çok basit: BMW’nin,
Mercedes’in Maybach’ına oranla daha
başarılı olduğu.

Gözden küçük bir ayrıntı da kaçmıyor
değil: İngiliz otomobil üreticileri
yabancıların elinde. Jaguar ve Land
Rover Hintli Tata’da. Jaguar’ın XJ
modeli için bu kadar radikal değişiklikleri
uygulayabilmesi için çok uzun
bir süreçten geçmiş olması da şaşırtıcı
değil. Markanın amiral gemisine ilk
bakıldığında zaten bir şok yaşanıyor.
Otomobilin ön tasarımındaki dik görüntü
yaşanan etkiyi bir nebze azaltıyor.

Sorunlu gelenekçiler ilk akımı
atlattıktan sonra ortaya şöyle bir gerçek
çıkıyor: yeni XJ çok farklı ve özel.
Lüks segmentte yer alan neredeyse
tüm otomobillerle, sıradan hale gelen
Alman rakiplerine oranla gerçek bir
tarz sunuyor.

Hafif direksiyon sisteminin zarif
ellerde ağırlık yapıyor olması da, sert
süspansiyon sisteminin sportiflik adı
altında konforu gölgelemesi gibi klişeler
kimim umurunda ki? ~Eskiden
beri olduğu gibi XJ’de güçlü bir motor
görev alıyor. 275 HP’lik güç etkileyici
fakat bu kez güç, dizel bir motordan
geliyor. Gerekli çekiş gücünü zorlanmadan
yerine getirmesi ve günümüz
teknolojisi ile etkinliğini yüksek verimlilikte
sunması XJ’nin artıları. Evet
bu bir dizel, trenlerin lokomotiflerinde
kullanılan dizel işte. Bundan birkaç
yıl önce böyle bir şey düşünülemezdi.

Günümüz içinse bu durum tarz sahibi
ve performans açısından olmazsa olmazı teşkil ediyor. XJ kullanan bir
sürücü keyfin zirvesine çıkarken, artık
bir Alman otomobiline bakma gereğini
dahi duymuyor. Bu açıdan bakıldığında
Jaguar özüne dönmüş oldu.
Buna karşın Range Rover Evoque’un,
modern çağın bir başarı ürünü olduğunu
söyleyebiliriz. Başarının ardında
elbette İngilizlerin pazarlama gücünü
unutmamak gerekir. Bu pazarlama için
reçete basit: Kulağa hoş gelen bir marka
alınır, SUV Coupe çizgisi ve Gerry
McGroven isimli kendi tasarımcıları
işin içine dahil edilir, Range Rover’in
saygı uyandıracak tasarımı küçültülerek,
VW Golf uzunluğundaki bir araç
ortaya çıkarılır. Reçete bu kadar basit.

Dünyanın her yerindeki kadınların sahip
olmak isteyeceği bir prestij otomobiline
imza atılmış olunur. Erkeklerin
de büyük bir samimiyetle itiraf ettiği
gibi, bu otomobilin tasarımı çok çekici.
Renk seçeneği olarak Evoque için
geleneksel yeşilden çok, beyaz daha
uygun renk olarak tavsiye ediliyor.
19 inçlik jantlar ve insanı mutlu eden
birkaç donanım ile küçük moda bebeği
doğum günü ve partilerin çekim
merkezi oluyor. Land Rover markası
daha önceki çiftçi yapısından kurtulup,
günümüzdeki yüksek fiyat seviyesi
ile tam bir butik üreticisine dönüştü.
~Bu işin zaten nasıl yapılacağını Mini
göstermişti. Evoque, hemşehrisi Mini
kadar keskin ve aynı zamanda onun
kadar pratik olabildi. Onun kadar beğeni
kazanıp, ondan daha pahalı olmayı
da başardı. Evoque ayrıca Mini’den
daha da havalı. Peki sürüş keyfi nasıl?

Bunun cevabı basit: Çok normal. Aslına
bakılırsa Evoque’un Freelander’dan
farkı yok, sadece tavanı biraz kesintiye
uğramış, o kadar. Evoque ile elde edilen
başarıdan dolayı geleneksel İngiliz
markası, SUV aracına “çok kullanışlıyım”
etiketini yakıştırmıyor.

Buna karşın, “çok başarılıyım” etiketini
Lotus Evora S büyük bir zevkle
kullanıyor. 2+2 koltuklu bir Lotus
olarak kabul edilmek istemesinin arkasında
da bu gerçek yatıyor. Tabi bu işin şaka tarafı, aslında Evora’nın arka
koltuk sırası bulunmuyor. Arkada sadece
küçük bir alan sunuluyor.
Lotus İngilizler için ulusal bir gurur
ve sportif ruh anlamına geliyor. Sürücünün
marşpiyeyi aşıp, alçak tavanın
altında kendisini koltuğa yerleştirebilmesi
için çok çevik olması gerekiyor.
İtiraf etmeliyiz ki direksiyonun ardına
kurulur kurulmaz Evora S’in sihrine
kapılıyorsunuz. Vitesin geçişlerinde
bir boksörün yumruk tepkisini size
hissettirmesi, lazer kadar direkt çalışan
direksiyon, otoyolda 130 km/s hız ile
gidenlerin yaşadığı hissi 220 km/s’de
sunması… Tüm bunlar spor otomobilin
cezbedici yönleri.

McLaren ise yeni bir başlangıcı gerçekleştirdi
bile. MP 4-12 C efsanevi
F1’in yasal halefi olarak tanımlanıyor.
~Tavanına kadar yarış teknolojisi
ile doldurulan tam bir süpersporcu.
Karoseri diyete tabi tutulmuş, iki koltuklu
kabini karbonfiberden üretilmiş.
Sporcunun tek bir merkezden yönlendirilen
elektronik sistemi sayesinde
de, her bir amortisör bağımsız olarak
yönlendiriliyor.

Üstüne üstlük sahip olduğu bu tasarım
nefes kesiyor. İngiliz spor otomobilleri
geleneğini sürdüren McLaren,
gereksiz göz boyamalardan uzak
durdu. Dramatik yan solungaçlara ise
çok ihtiyacı var. Kapıları açmak için
kullanılan sihir bir şakadan ibaret
değil, kapı kolu yok. Sürücü elini derin
kaportanın altından sürükleyerek, kapının,
Lamborghiniler’de olduğu gibi
yukarı açılmasını sağlıyor.

McLaren sürücüleri teknik verilerle
çok övünüyorlar: Buna örnek olarak
ise 8 silindirli motor gösterilebilir. Yere
en yakın savaş uçağının sahip olduğu
kompakt yapıdaki motor sadece 3.8 lt
hacminde. Buna karşın çift turbolu ve
hem çevreci hem de tam karşıtı olabilme
karakterine sahip. CO2 değerleri
açısından süpersporcular arasındaki en çevreci (sadece 279 gr/km) model.
Ayrıca 11.7 lt/100 km’lik, gerçeğe aykırı
bir tüketim değeri sunuyor. McLaren
aynı zamanda sahip olduğu 600 HP’lik
gücü ile Ferrari 458 Italia’dan daha iyi
performans değerlerine imza atmaktan
da geri kalmıyor. Çok akıllıca bir
pazarlama strateji hamlesi. McLaren’in
hedefi Formula1’deki başarılarını caddelere
aktarmak. Morgan 3Wheeler
üzerinde ise özellikle krom ayrıntılar
fazlaca parıldıyor. Elle parlatılan direksiyon
kolları, far yuvaları ve rüzgarda
adeta dans eden hava soğutmalı
silindir başlıklarının görüntüsü çok etkileyici. ~Siyah telli jantlarla adeta, sürekli
gelişim ve ileri teknoloji kavgası
içerisindeki otomobil dünyasına karşı,
tutucu bir duruş sergileniyor. “Daha az
aslında daha çok ve en az olan aslında
en fazladır” mantığından yola çıkan
İngiliz spor markası, 1909’dan bu yana
bu felsefe doğrultusunda ilerliyor. Tıpkı
o günlerde oluğu gibi şasi ahşaptan
üretiliyor, tekrar üç tekerlekli model
modası geri dönüyor. Geçmişe daha
radikal bir şekilde yaklaşılamazdı.

3Wheeler’in bir tahtası eksik (burada
aslında tekerlek kastediliyor) ve sürücü
arkada bulunan tek tekerleğin üzerine
kuruluyor. 0-100 km/s hızlanma performansı
4.5 sn. Diğer roadsterlere
oranla dar alüminyum karoserin içerisinde
ve kızgın egzozlardan sadece
bir karış mesafede, bu süre sürücüsüne
daha hızlı ve daha dramatik geliyor.
Çok havalısın Britanya.


Sonuç

Britanya geri döndü!
Cesaretle, tarz ile,
sabırla ve bir parça çılgınlıkla İngilizlerin
yenilikleri şöhret ve başarıyı
yakaladı. Otomobil dünyası Ada’nın
sunmuş olduğu bu yeniliklerden
mahrum bırakılsaydı ne kadar sıkıcı
olurdu, değil mi?


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.