En hızlı bücürler

Henüz gülüyor. Ya da daha doğrusu, tüm yüzü ışıldıyor. Çünkü orada bir yarış otomobili var. Kendi yarış otomobili. Dedesinin klasik otomobil dergilerinden tanıdığı bu gümüş renkli canavarın 1:2 ölçekli bir örneği tam önünde duruyor. Johann henüz 6 yaşında ama şimdiden test pilotu oldu. Hem de lisansör dergimiz Auto Bild için. Profesyonel test parkurunda Johann, bu efsanevi Grand Prix şampiyonu 1936 model Auto Union TYP-C’nin replikasını testedecek: Maksimum hızlanma, sert fren, hızlı engel aşma. “Ne yani, bu mu zorlu görev?” diye düşünen Johann’a otomobilin pedallı olduğu söylenmedi.Gerçeği öğrenene kadar sevimli minik pişmiş kelle gibi sırıtmaya devam edecek. Efsanevi otomobilin çevresinde attığı ilk turda Johann’ın gözleri aydınlanıyor. Ellerini otomobilin yumuşak bombeleri üzerinde gezdiriyor, alüminyum vites koluyla oynayıp dokunduğu deri direksiyonun üzerinde yapışkan el izleri bırakıyor. Bizlerse sevimli küçüğün tüm hareketlerini heyecan ve biraz da endişeyle izliyoruz. Neticede bu otomobil, Audi tarafından bizlere emanet edildi. Fiyatı ise dudak uçuklatacak cinsten: 9 bin 700 Euro. Evet, şaka yapmıyoruz! Sadece 999 adet üretilen bu ileri teknoloji ürünü oyuncağın montajı, Audi’nin güçlü modellerinden sorumlu olan quattro GmbH tesislerinde ve el işçiliğiyle yapılmış. 10 inçlik otantik telli jantların üzerinde, 1936 yılındaki orijinal desene sahip lastikler kullanılmış. Ayrıca bu oyuncak, gerçek bir otomobil gibi yönlendirme ve fren yapıyor. Tabi ki malzemeler de birinci sınıf. Şasi ve karoserde kaliteli alüminyum parıldıyor, destekler ve vidalarda ise paslanmaz çelik kullanılmış.~ Böyle bir araç normalde, ya önemli organizasyonlara renk katmak için sergilenir ya da işi gerçekten iyi bilen yetişkinlere teslimedilir. Peki ama Johann gibi birine… Sarışın konuğumuz ilk önemli kriteri karşıladı: Boyu 1.35m’den uzun olmamalıydı. Çünkü bunun üzerindeki hiçbir insan kokpite sığamıyor. İşte bu kriter, babaları deli ediyor. Daha da önemlisi ise Johann’ın zaten 1:2 oranlı bir oyuncak otomobilinin olmasıydı. Johann’ın J3 adını verdiği bu oyuncak otomobilde de 1930’lardan kalma bir otomobil örnek alınmış. Hotrod türündeki bu aracın üretimini ise, lisansör dergimiz Auto Bild’in redaktörlerinden biri olan babası yapmış. Tavansız bir Ford Deuce replikası olan otomobil, kırmızı jantları, arka sabitaksı ve üzerinde alev desenleri bulunan mat siyah karoser boyasıyla gerçekten dikkat çekici. Asıl önemli olansa, kaputun altında, safkan Amerikanlardaki gibi bir V8 olmasa da gerçek bir motorun yer alması: Küçük bir motosiklet motoru. Güç aktarımı ise bir bisiklet zinciri tarafından yapılıyor. Haydi Johann, kaskını tak, gözlüklerini temizle ve test pistine çık! Acaba hangi yarışçı daha eğlenceli? İşte sevimli test pilotumuzun yüzü tam bu anda düşüveriyor. Çünkü artık kullanılmayan havaalanı pistinde 75 kg ağırlığındaki pedallı araç çok yavaş hızlanıyor ve 7 ileri vitesli şanzıman da, rüzgar direnci çok düşük karoser de yardımcı olamıyor. Johann için oyun bir anda şikayet edilecek bir aktiviteye dönüşü veriyor. Koltuğun üzerinde kayıp duruyor, zıplıyor ve sanki aracı hızlandıracakmış gibi ileri geri hareket ediyor.~ Tabi ki sonunda bağırıyor: “Hadi, biraz itiverin!” Tamam, ama yalnızca bir kez, o da kukalardan oluşturulan engel aşma pistinde sürüş özellikleri ve fren ölçümleri için… Bu disiplinlerde nostaljik Audi gerçekten harika. İki adet (delikli) fren diski ve hidrolik fren desteğiyle Typ C’yi durdurmak çocuk (!) oyuncağı. Gümüş Ok’u Johann, sorunsuzca kukaların arasında ilerletiyor, hiç boşluğu olmayan iz çubukları ise yönlendirmenin milimetrik hassasiyetle yapılmasını sağlıyor. Sıra maksimum hızla ölçüm cihazının önünden geçmekte. “Hadi Johann, yapabileceğinin en iyisini yap!” Ancak Johann’ın pedallara basan küçük bacakları 11.4 km/s’den daha fazlasına izin vermiyor. 520 HP’lik orijinal otomobille Stuck ve Rosemeyer, 340km/s’ye ulaşabiliyordu. Johann ter içinde kaldı ve pitmolası istiyor. Pilotumuz meyve suyu ve kek yerken, bizler de Audi’nin bu başarılı çalışmasını takdir ediyoruz. Elde dikilmiş döşemeler (Audi TT’den), “nasıl yapılır” kitabından çıkmış gibi duran kaynak işçiliği ve mükemmel yüzey işçiliği, otomobilin neden bu kadar pahalı olduğunu anlamamızı sağlıyor. Hidrolik el freni, çıkarılabilen direksiyon simidi ve harika vites geçişlerine sahip şanzımanıyla Typ C, Audi’nin en iyi üretim sanatının bir ürünü. Johann şu anda endişeli. Elindeki küçük benzin bidonunun doldurulmasını istiyor. Çünkü küçük pilotumuz, artık Zündapp motorun sesini duymak ve asfaltı kazımak için sabırsızlanıyor. Pilot koltuğuna geçip debriyajı ayarladıktan sonra harekete geçen hotrod’un içinde Johann, baş parmağını havaya kaldırarak bize sesleniyor: “Hoş araba, değil mi?” Evet kesinlikle hoş. ~Ya da gençlerin diliyle “cool” mu desek? 1977 model bir Zündapp C50 Sport’tan çıkarılan 50 cc hacimli motor, uzun oranlı 3 adet vitesi ve 2.9 HP’lik gücü sayesinde otomobili 60 km/s’ye ulaştırabiliyor. En azından teorik olarak! Neyseki Johann saygılı bir çocuk ve daha önceden frene basmayı akıl ediyor. Ters çevrilmiş bir bisiklet freninden oluşan fren sistemi, arka akstaki küçük bir diske etki ediyor. Fren performansı mı? Eh! O kadar da trajik değil. Neticede 2. Dünya Savaşı öncesi klasikler de böyle basit sistemlere sahipler. Gaz pedalı olarak ise otomobilde, üzerinde biraz değişiklik yapılmış çelik bir menteşe sistemi kullanılıyor. Johann’ın pedalın üzerindeki ayağı ahşap zemine yapıştığında, iki zamanlı motordan çığlıklar yükseliyor ve aracın tamamı darbeli matkap gibi titreşmeye başlıyor. Otantik, bağırtılı ve sarsıntılı… Yani Audi’nin mükemmeliyetçiliğiyle arada dağlar kadar fark var. Bir tarafta yarış mühendislerinin tasarladığı bir fabrika otomobili, diğer tarafta sahibinin gururunu yansıtan, elde üretilmiş bir yarışçı. Aracı kullanırken Johann, bir VW Kaplumbağa’dan sökülen direksiyon simidiyle uğraşıp duruyor. Aracın sürekli titreyip sallanması, Johann’ın aslında olduğundan çok daha hızlı gidiyormuş gibi hissetmesine neden oluyor. Hız ölçüm cihazından 40.6 km/sile geçtiğinde “yeter artık” diyoruz. Çünkü yol rüzgarı kaskını neredeyse uçuracak. Neticede bu, bir kerelik bir istisnaydı. Çünkü babası, Johann’ın sadece birinci viteste kullanmasına izin veriyor. Önünde ne kadar engel olursa olsun, Johann’ın gözünde, babasının yaptığı bu otomobili geçebilecek başka bir araç yok. ~Hotrod nasıl üretildi?
Elde üretilen otomobilde 1932 model bir Ford Hotrod örnek alınmış. Üretimden önce kartondan bir ölçekli model hazırlanmış. Kaynakla birleştirilmiş dikdörtgen profillerden üretilen trapez formlu şasiye, 0.7 mm’lik sac karoser monte edilmiş. Arkadaki yuvarlak kısımlarda Kaplumbağa’nın çamurlukları, ön süspansiyonda ise bisiklet gidon boruları kullanılmış. Yönlendirme işlemini, bir Kaplumbağa’dan alınan kremayer dişli sistemi üstleniyor. Sabit arka aksa, aktarma zincirinin dişlisi ve bir de fren diski kaynaklanmış. 50 cc’lik iki zamanlı motor, 1972 model bir Zündapp C50’den alınırken, ayak marşı ve vites kolu dışarı konumlandırılmış. Motor gücünü aktaran zincir, bir tünelin içinde arkaya doğru ilerliyor. Koltuklar ve gösterge paneli kumaş giydirmeli ahşap panellerden üretilmiş.

SONUÇ
Johann için sonuç çok açık: Kesin galip kendi hotrod’u. Hırlayan ve sarsılan bir motordan daha iyisi olamaz. Pedala basmak mı? Hayır, asla! Johann’ın Audi’nin mükemmel el işçiliği sanatını takdir etmeyi öğrenmesi için bayağı zamana ihtiyacı olacak. Bizim içinse durum tam tersi: Hiç bir otomobil Typ C’den daha güzel değil.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.